Konuşmak ve susmak arasında, 

Zaman denilen yokluğa, an denilen geçmişe ve yaşam denilen yağmura, suya, güneşe, hiçliğe, yalnızlığa, yıkılışlara, kayboluşlara rağmen yazmak…

Yazmak bir rüzgar oldu başımda dönüp duran, en olmadıkları içime dert eden, estikçe esen. . Ve sonra dedim ki fırtınam sen esmelisin.. Uçsuz bucaksız coğrafyalar katetmelisin. Kalbinin hızını kesmemeli, ruhunun cengine erişememeli hiç bir güzellik. Kaç gece biriktirdik duldasında bu şehrin ve kaç hüzün gece yarıları. Umut alaşımlı sevdalar yaktık demli çayların yanına, ağlarken gidenlerin ardından…

Yazmak işte, 

Bazen tamamladı beni bazen eksik koyuverdi bazen yapayalnız bıraktı ama çoğu zaman yüreğimi bir odaya, bir şehre, bir ülkeye hapsetmekten kurtardı.. Özgür hissettirdi, masmavi göklere çıkardı takıp takıp çıkardığı kanatlarıyla..

Güldük kimi zaman, kimi zaman çarmıha gerildi düşüncelerimiz, kimi zamansa en ağır eleştirileri yapıp ve bir ohhh, oh çekerek seyre daldık gözkırpan yıldızları..

Yazmak işte tarifi olmuyor olamıyor,bana göre ise;konuşmak ve susmak arasında uçan maharetli bir kuş..