Aytoldı

Ay odama dolmuş.Yani mutluluk. Bana doğmuş bu gece.. Yüzümde kışa koşan baharlar. Kalbimde sessiz alkışlar. Yürüyor gece sabaha adım adım.. Ellerim semaya yükseliyor. Bilinmezlik ilk kez bu kadar huzur veriyor. Hayrolsun der ya büyükler bir rüya görünce. Rüyam hayrolsun. Kirpiklerim bu gece yaramaz açılıp kapanmak istiyor. Ay ışığı ile dans etmek niyetindeler.. Günün yorgunluğuna inat..
Bu başım. Bu çalışmaya aşık bedenim. Keşke sabahlayabilse.. Ama nerde. Müzik bitti. Uyku vakti

….

Hani İbrahim Rabbim güneş demişti ama değildi… Sonra ay, sonra yıldızlar.. Her şey kaybolmuştu. İşte bu döngüye dark oldu ruhum şu sıralar. Belki Allahın kendisini bulmak şeklinde tecelli etmedi bu durum bende. Zira biz İbrahimden ders almıştık. İnanmıştık en derin bir hissiyatla.
Lakin; huzuru aramışım. Orda burda. Belki yıldızlar da belki de güneşte. Ve hergün içime dönerken,”Hayır bu da değil!” Demişim. İnce ince sızlıyor bazen için.
Sonra gene gene.. Bir gün ama bir gün biliyorum en sevgiliye gideceğim. Yüzüm tutar mı? Meçhul. Ama benim tahayyülümde bir Rab’den çok daha fazlası var. Allahım sen her şeysin. İşte her şeyi yazarak hücrelerine nüfuz ettiren bir kul. Yazamıyor.
Susuyor. Sustu.

Bursa/Ulu Câmi

Değil mi ki hep bir belanın avucundayız. Dünya bir çocuk. Huzursuz başını öne eğen. Ona insan diyeceğim lakin yargılıdır. Oysa her insan kendi kendisinin hallacıdır.

Ey Şehid!

Ey Şehid! Ey sevdamın şurubu, ey geceyi kuşatan kan kırmızı dudağımın buğusu ve hüküm giymiş türküler eşliğinde seni düşünüyorum. Şimdi uzaklardasın. Hayalimde canlandırıyorum. Zira cennetlik gözlerin meftun ediyor beni…

Sessizce, içi şiir dolu, hüzün dolu olan bir insanın duyduğu bir aşkla seviyorum seni,münbit yüreğini.

Konuş hadi Ey Şehid!

Ey bağrına kan damlamış yanaklarında gül açmış ve insan kudurdukça gazap indiğine binlerce kez şahit olmuş tarih, Eyke görmüş, Malazgirt görmüş, Sakarya ve Dumlupınar görmüş tarih konuş, konuş, hiç ahın yerde kaldığı görülmüş müdür?

Ahhh!

Ah yerde kalmaz. Şehidim ölmedi ölemez…

#tümşehitlere

İnsan önce kendine adil olmalı!

İnsan önce kendine adil olmalı.Hani bazen ağlamak istersin. Birisi dokunsa ağlarsın. Ama gözyaşlarımı içime yuttum. Ağlamadım bu kez. Düşüncelerimin alevinde yandım, kül oldum ve kendimi unuttum. Öte taraftan ruhum doldu taştı. Ruhumu bir hür kuş gibi bıraktım göklere.. Ölümsüzlük âlemine, sonsuzluğa uçuverdi. Yeni doğan bir çocuk gibi masum, kuş gibi özgür, İsa gibi sahipsiz, mülkiyetsiz…
Eyübün sabrı düştü iliklerime. Hani derler ya;derdini 3 kişiden fazla kişiye anlatırsan sabretmiş olmazsın. Sabretmek istedim. Her şeye açıkça, dolaysız, yüzüme yüzüme. Kendime sabrettim. Ruhum uçuversin diye..

Şimdi ne rüyalar görüyorum. Sanki dünya bir rüya değilmiş gibi.
Gölge ile hayal, küstah ile züppe elele. Dalgınım ve koynumda alev, gözlerimde yaş… Asla akmayan bir yaş. Neden derken, beni büyüten hisler yüreğimde. Çekmiş gitmiş olaylar, şahıslar.. Tek kalan öğrendiklerim olmuş.
Ben, benlik yurdunda geziyorum.
Bir çığlıktır, bir şimşek parıltısıdır bu. Arar durur kendini, insanı, evreni, kutsal emaneti. Gurbet içinde gurbeti yaşar, yaşatır. Ne ırmağa ne de kayığa ulaşma imkanı yok !
Günler kelebek, kelebekler kısır… Diz çöküyor karanlık; çünkü bir Mesih, bir Mehdi çıkacak içimden. Sınıfsız, servetsiz, renksiz… Kitapları yurt edinmiş, erdemi medeniyet seçmiş, tefekküre dayanmış, edebiyat ve felsefeyi işmam etmiş bir ruh abidesi…  İşte diyorum iyi ki yaşadım her şeyi. Beni inşa edene ve inşa edilene bakıyorum. Hayretler içindeyim. Ağlamamayı öğrendim bu gün. İnatla istekle.. Kendime adil oldum. Başkasına adil olmak artık daha kolay.!

Ey ruh, nereye gidersen, kime dayanırsan unutma ki balçıksın ve balçıktansın. O halde hayatından, anlam dünyasından çamuru süzeceksin, kucakladığın karanlığı derin bir kuyuya boşaltıp tevhit ırmağında arınacaksın. Özgürlükle bütünleşip gecelerin ötesine geçeceksin. Ellerinle bağladığın zincirleri bu sefer yine ellerinle tek tek çözeceksin. Bu yüzden sakın ellerini yitirme, ellerin ki yed-i beyzan.

Camdaki yağmur damlası

İnce bir ipin üzerinde yürüyorum. Öyle muazzam bir denge kurulmuş ki,yaratılan hiç bir şeyden kaynaklı değil… Yürüdükçe yüreğim genişliyor. İp gittikçe inceliyor. Ufka açılıyor! İnsanlar üstü, aşağıda hayat telaşı var. Koşuşturan insanlar var. Kollarımı indirdiğim an düşeceğim düşüyor aklıma. Sahi hayalde değil miydi o ip?
Sönüp yanan yıldızlar yukarıda. Gece dipsiz ve kör değil. Asla kör değil. Bir ışık hüzmesi anlatmaya yetiyor.
Bu evren sarmış hücrelerimi. Oysa uzaklara bakan bir çift görmüştüm. Öyle bakıyor ki kendini yakın, her şeyi uzak ediyor… Sonra bir ses geliyor. Tüm dikkatler alt üst. Tüm olasılıklar gerçekleşmiş. Tüm imkansızlıklar ihtimallere dönüşmüş. Dünya evrilmiş. Evren genişlemiş ama yüreğim kadar değil. Bugün sabah erken oldu. Güneş geç doğdu. Bir kaç yağmur damlası kalmış pencere de dünden kalan. Güneşi görünce buharlaşacak… Ama güneş bu kez yakmıyor.!

Eğer istersen güneş bile yakmaz.

Bir mayıs akşamı

Yaz gelmiş. Her ne kadar camdan bakmakla yetinsekte hücrelerim biraz biraz özgürleşmek istiyor. Mesela kaf dağının ardına uçmak istiyor kanatlarım. Melekut alemine göç etmek istercesine.. Huzuru demlemeye çabalıyorum mayıs akşamları. Yeterli gelmiyor. Ruh özgür kalmak istiyor. Israrla. Oysa ben/biz ruhlarımıza yükler yüklüyoruz. Gelecek kaygısı,geçmiş yıkıntılar ve anın darlığı… Olduğu gibi bıraksak her şeyi belki de ruhla beraber bedenimiz de serbest kalacak. Şu sıralar inatla dışarı çıkmak istiyor insanlar. Bakıyorum da ruh özgür kalmadıkça bedenin sokaklarda dolaşması ne kadar da malayani!
Anahtar hep paspasın altında. Ancak kapıda beklemek niye? Kimi beklersin ey can!? Neyi beklersin ey RUH!? Bir nefestir aradığın bilirim. Hû…Ya Baki… 🍃

Gökyüzünde tutuşan dualarım.

Çağlayanlar bile hareketlidir

Buğday başağının çığlığıdır bulutlar

Siperleri kan mı doldurmalıydı

Neden böyle hıçkırıklı, umutlar

Nurullah Genç

Hepimize birikir ağrılar, sancılar.. Farkındayız belki de değiliz. Öyle ya sebepsiz yere sinirlendiğimiz olur. Halbu ki geçmişten gelen ince bir sızıdır. Belki de kaygı. Öfke.

Bazen geceleri uykun gelmez, uyku tutmaz, amiyane tabirle. Uykumuz demlenmiyor canlar,cananlar. Demlenemiyoruz.

Ha bire sırtımıza alıyoruz yükleri. Hamal misali. Ama unutma. Sen düşünmek için yaratıldın!

Uzun zamandır düşünceler yumağı halini almıştım. Zannediyorum ki düşünüyorum. Oysa koca dünyayı sırtlanıyorum. Ne gerekse..

Bugün 21 Nisan. Belki de bazıları için çok anlamlı bir gün. Belki de sıradan. Ama bugünün bir anlamı olsun istedim. Olsun ki artık bu ağrıları üzerimden üzerimizden atalım. Şimdi size; evrene mesaj verin, sürekli pozitif düşünün, demeye kalkmayacağım. İnsanın fıtratında koktu da, kaygı da, olumsuzluklar da var. Fakat bunların hepsi, önümüzde duran bir taş halini almışsa, boğazımıza takılan bir düğüm olmuşsa, dur demenin vaktidir.

21 Nisan. Güzel bir bahar gününün ortası, saat 12 ye doğru mesela neden olmasın? Umut için, doğrulamak için neden olmasın? Tek bir sebep varsa boşverin. Ama yok. Eminim.

Olumsuz düşüncelerimden zerresine kadar arındım. Nasılını ben bilirim. Herkesin yolu da yordamı da elbette farklıdır.

Yürüyorum yürüyorum.. Kulağımda müzik. Hareketli bir şeyler açmışım. Zorla gelsin istediğim bir enerji. Ama yetmiyor. Sonra müziğin geçiş anında bir kuş sesine denk geliyorum. Kulaklığı bir hışımla atıyorum. Doğayı duymaya başlıyorum. Sonra da kendimi. Şöyle sakin bir fon açıyor ritmimi düzene koyuyorum. Bir ağaca yaklaşıyorum. Sessizlik. Oturuyorum. Ve başımı ağaca dayamamla uykuya dalmam bir oluyor. Sanki demleniyorum. Ve bir rüya…

Çiçek tarlası olmuş her taraf

Gözyaşlarımın içinde melekler

Kıyama durmuşlar saf saf

Makinanın sihrine

Altının aldatıcı rengine

Çarpılmayanlar

Meydan okuyorlar ölüme

Akdenizden esen bir imbat gibi

Tutuşuyor gökyüzünde dualarım!

İRADE

Bugün kitaplığımda öylece duran Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’e ait “Gençlerle Başbaşa” kitabına rastgeldim. Öyle içten gelen bir dürtü ile kitabı elime aldım. Anladım farklı bir şeyler katacaktı bana.. Odamda ya da sıcak bir koltukta okumak istemedim sebepsizce.. Balkondaki sandalyeye oturdum ve kitabı okumaya başladım.

Evet dostlar! Neden bu kadar geç okudum diyebileceğim bir kitap.. Hocanın en çok üzerinde durduğu nokta irade! Sonra başımı göğe kaldırdım. Kara bulutlar sarmıştı etrafı. Belli ki yağmurun haberi veriliyordu. Üşümeye başladım. Ama o an bir metaforun içinde buldum kendimi. İrade bu ya dedim kendimce.. En azından üşüyerek bu kitabı okuma kararı aldım. İnanın dostlar çok zevkli. İrade ile savaşmak. Bir yerden başlamak gerekiyor. Acı çeke çeke, acı çektiğin şeyin aşka ve başarıya dönüşümü. Bir kelebeğin dünyaya geliş misali.. Ben şimdi ayağa kalktım. Yazmaya başladım belli sonra okurum. Sonra yaparım. Tembellik mi asla!

Malumunuz bir kaç aydır ülkemizi ve tüm dünyayı saran bir pandemi ile mücadele halindeyiz. Ben de herkes gibi 4 duvar arasındayım. Bu süreç benim için bir fırsat gibi göründü. Zira yoğun iş temposundan kendime epeyce uzak durmuştum. Fakat günden güne beni ve hücrelerimi bir tembellik esir almıştı. Gittikçe aşağı inen bir eğri canımı sıkıyordu. Ve bu kitap…İşte ruhum da çiçekler açtı. Bir amaç belirdi karşımda. Çalışmak şu dünyayı yaşanır kılan nadir efsunlardan.

Aslında insan ne kadar aciz ve bir o kadar da iradeli.. Çünkü, bu irade bizim elimizde. Benim elimde. Senin elinde. Nefis ya da bizi ince ince kıyan, adı her ne ise.. Asla boş durmuyor canlar.

Olumsuz düşünceler, geçmiş acılar, gelecek kaygıları..

Şimdi hepsine gözlerini yum. Kimin ne dediği önemli değil. Kimse umurunda olmasın. İradeni al önüne ve ufak da olsa başla. Başar.

Şu sözlere aldanma!

Gerçekten hepimizin gün içinde yinelediği sözler. Bakarsan;herkes bilgin, herkes profesör, herkes marifetkâr.. Oysa iş masa başına geçince. Ortaya koyduklarımıza bakınca..

Gün çalışma günüdür. Paniğe kapılma günü değil. Gün irade günüdür. Çok sıkıldım dışarı çıkacağım günü değil. Gün fırsat günüdür. İnanıyorum tebessüm ile hatırlanacak günlerimiz bugünlerimizdir. Her şey gelir ve geçer. Basit ama derin bir söz. Bu günlerde tekrar tekrar çek kendini hizaya.. Tekrar tekrar dene.. Yapamazsan da dene. Canın yansa da dene. İrade bu ya. Dene! İrade ile savaş. Savaştığın şey gün gelecek senin en samimi dostun olacak. Unutma.

Hadi

Ben başlıyorum, sende ayağa kalk. Yapabildiğin ne ise yap. Ama yap.

Ey ruhum

Herkes diyarında muhabbetinde bilmem bizi ne civara yazmışlar.

Öğrencilik bitiriyor… Kapitalizm beni göz kırparak parmak ucuyla çağırıyor.. Mutlu buradaki insanlar diyor! Neye göre kime göre. Mutluluk,
Ciddi misin?
Durdum düşündüm
Sonra aktı yine hayat
Ama ben düşünmeye devam ettim
Baktım
Göremediğim hisleri aradım.
Sabah akşam!
Git gel!
Sadece gözbebeklerim ve beynimle hayatımı yürütmek istiyorum.
Bu ara hep yüzeyde geziyorum.
Ayaklarım ıslanmış, paçamı ıslatan su yavaş yavaş yukarı tırmanıyor
Ama rahatsız etmiyor
Bomboş sarhoş gözler görüyorum sabahları!
Bıkkın yitirilmiş eller görüyorum akşamları!
Direniyorum
Güçlü olmak.
Karekter
Karekterim izin veriyor
Ben de dilediğince izin veriyorum ruhuma
Bu aralar onu azat ediyorum
Topla gel
Sonra bedeniminde gezdir o desenleri renkleri
Beni ben olmaktan çıkarma,
Beni ben kıl
Ey ruhum…

Zıtlıklar yumağı

Şu dünyaya bakıyorum da, bakmaya çekiniyorum doğrusu…
Bugün bir arkadaşın intihar haberi ile biraz da olsa sarsıldım. Çok tanımadığım üniversite yıllarında aynı sıralarda oturduğumuz bir arkadaş.
Ne hissetti de o bedenini atmaya reva gördü.
Ne düşündü
Ben de düşündüm
Dünya kirli bir yer evet bu bir gerçek
Ama mutlu olmak için sebepler silsilesi varken bizler negatifi mevzu bahis ediyoruz.
Şarkılar acılardan söz ediyor, hikayeler kedere boğuyor filmler dramatik.
Olmasın mı?
Olsun…
Gerekli ama gerektiği kadar
Fazlası yok azı zarar çoğu karar
Yakar
Can
Ey can!
Önüme bakıyorum
Tek yol tek ışık
Tekim biliyorum etrafım insanlar dolu ama ben tekim. Hep yek oldum. Beni var eden var gerisi yok. Ben de yokum. Hiçim. Hiç
Ama düşüncelerimle varım, hislerimle burdayım yüreğimle alıyorum avuçlarıma dünyayı..
Açıyorum pencereleri…
Giden ve gelen
Gülen ve ağlayan
Mutlu ve mutsuz
Zıtlıklar yumağı!

İz

Belki bir gün.. Diyen nicesi insan var.
Beklemek
Ne demek
Umudun diğer adı mı acaba?
Bir boşluk
Hayat
Koca bir boşluk
Rotasını kaybetmiş düşünceler
Hep eksik
Belki de tam
Ne farkeder ki?
Acı, mutluluk, hüzün, sevinç
Dört mevsimim bu gece
2020 ye özel.
İlk güne özel
Yeni limanlara selam olsun
İz bırakan olabilicek miyim?
Çalışıyorum.
Bir iz
Derin bir iz…

Neslican Tay

Ahh Neslican…
Bir bahar gibiydin baharların en ötesinde…

Bahar diyorum hüzün çöküyor üstümüze. Hıçkırıklar düğümleniyor boğazımıza. Boncuk boncuk gözleriyle aşk kesiliyor ve damla damla eriyor gözlerimizin önünde. İnce ve derin bir hüzün takılı kalıyor boşlukta. Dramlar, çığlıklar, gözyaşları…

“Bacağım yok ama yaşam sevincim var!” , “Bacağımın kesilmiş olmasının hayatımı etkilemesine izin vermeyeceğim. Ben bir bacaktan ibaret değilim ki… Çok daha fazlasıyım!”
Bu sözlerinle umut oldun tüm insanlığa..

Anneden ıslak gözyaşları süzülüyor kirlenen yeryüzüne 20 Eylülde..

Kim bilir kaç gece hüzün biriktirdin şu şehrin duldasında..Ama hiç eksik olmadı o kocaman gülümsemen.

Neslican, nazlı kızım, ciğerparem!

Bu nasıl hayat? Her şey muamma, her şey içiçe düğüm… Bu komplike bilmecelere karşı dayanmak noktası ne?

Kabir kapısında sönüyor mu hayat şulesi?

Kesinlikle hayır!

Neslican ;
Bugün senin için kalktım ve hazırlandım.

Tüm kadınlar adına hissettim.

Aynanın karşısına geçtim Neslican. Saçlarımı omuzlarıma saldım.

Baktım onlara…

Senin hissettiklerini hissettim.

Makyaj yaptım mesela…

En uçuk şekilde. Gözlerimin üstünü maviye boyadım mesela..

Belki gökyüzüne benzerim diye Neslican.Belki sana benzerim diye..

Sonra sol bacağımı sevdim tıpkı senin dediğin gibi..

Zira sen şimdi göklerdesin. Senin izin kaldı bu hayatta..

Tüm kadınlara 20 yaşında baharının en güzel yıllarında öyle umut oldun ki …

Senin öğrettiğin gibi seveceğiz bu hayatı.

Ölüm aldı seni ama hayat seni asla alamaz bizden…
Seni anlatmak ne zor.

Sen ki güvercinler gibi kanat çırpıp uçansın.Kalbinde ve damarlarında sonsuz aşkı hissederek dualar edendin.

Yolculuğun bereketli olsun.
Neslican’a….

Bağladım bu kez.

Pazartesiyi salıya, geceyi gündüze, kışı bahara bağlayamıyorum.
Kopuk biraz biraz inişler çıkışlar..
Eğimi çok fazla bu hayatımın.
Ne ortası var orda durmak istedikçe aşağı kayıyorum yukarı çıkmak istedikçe çekiliyorum.
Oysa yukarı da ne var kaf dağının ardında cennet bahçesi mi? Bilmem.
Sesini yükseltme!
Gerek yok duyulmasına..
Kaç kaç kaç
Kaç kere daha kaçacaksın?
Biraz uzak olmak istiyorum her bi şeyden..
Gözlerden sözlerden…
Özüm
Çözümdür
Benim çözümüm özümdür.
Gerek yok çözülmeme
Üzülmeme
Gerek yok
Hiç bir şeye gerek yok!
Beni duyan gören bilen tek olan eşi benzeri olmayan Rabbimdir.
Vicdanım
Vicdani kanaatime göre karar vermek istiyorum.